5 Şubat 2010 Cuma

PEN-CEREN SEVİMSİZ YOL HİKAYELERİ


PEN-CEREN

SEVİMSİZ YOL HİKAYELERİ

İstanbul'un her şeyinden şikayet etmek mümkün! Kalabalıklığından, trafiğinden, insanlarının basitliğinden! Hemen hemen her şey bizi İstanbul'da çıldırtabiliyor.

Elbette, çıldırmak, mecazi anlamda kullanılan bir sözcük....gibi gelse de; geçen haftaki aile ziyaretimiz öncesinde İstanbul'da yaşadıklarımız, gerçek anlamda, hepimizi sinir krizine sokup, aklımızı oynatmamak için dua etmemizle son buldu!

Ölüm bu! Yaşlıya gence bakmıyor,düştüğü yeri cayır cayır yakıyor! Uzaktan akrabamız; 38 yaşındaki fidan gibi delikanlı Mesut, vefat etmişti. Yakalandığı hastalıktan kurtulamamış, bize nişanlandığı haberini vermek yerine, annesi, cenazesiyle ilgili bilgileri, karşılıklı göz yaşları içerisinde telefonda aktarmıştı.

Cenaze günü şehre çöken kar fırtınası, yolları kapatmış, biz gidememiştik.

Bir kaç gün sonra taziye için yola çıktık!

Çıkış o çıkış!

Gideceğimiz semt 'aynı şehir' adı altında ama 56 kilometre uzaklıktaki Avcılar'dı...

Trafik sıkışıklığının nedenlerinden birinin de kalabalık, işe gidiş veya çıkış saatlerinin olmasının yanı sıra, yanlış yerleştirilmiş levha sistemleri nedeniyle de meydana geldiğini kaç kişi daha fark ediyor benim gibi acaba?

Bir şehir ki, hiç bir uyarı uyarı değil! Her dakika dikkat etmek gereken, şizofrenik bir korku dünyası...

Zaten üzüntülüyüz bir de yalan yanlış dizilmiş yol kenarlarındaki levhalara baka baka adresi bulmaya çalışıyoruz.

Üçümüz de üniversite mezunu-annem-babam-ben, kendini akıllı ve zeki addeden ailemiz, öyle bir kayboluyoruz ki, bir süre sonra yollar, kavşaklar, viyadükler birbirine karışıyor. Hele bir de bir yan yola çıkamama halimiz vardı ki, tarifi imkansız.

TEM üzerinden, yan yolla birleşmeye çalışmak, hakka olan aşk gibi, bir türlü kavuşamamak, hep çabalamak, ve sanki can çıkmadan, bu uğraşın da sonu gelmeyecek gibi bir deli işi.

Dolayısıyla, sapmamız gereken yolu tam üç kez geçmek zorunda kalıyoruz. Üstelik baka, baka, göre göre,ama sapacak yol bulamadan...

Delirmek işten değil! En baştan, taa en önceden yeniden üst yola çıkıp, bir şekilde yan-yola sapmaya çalışıyoruz...Bir ara, ağlamak geliyor içimden. Kim belirliyor bu yolları?

Kim Kadıköy sağda kalırken; sola döndürüyor önce bizleri, ve kim Bostancı sol tarafımızda kalırken, sağa dönmeden çıkarmıyor bizi o köprünün üzerine?

Ya da, kim karar veriyor, girilmez işaretinin ardından beş ya da altı sokağa da aynı yasağı koymaya?

Kimler, DÜZ işareti yerine, havaya doğru çıkan oku bize yutturmaya çalışıyor?

Kim bu insanlar? Ve beyinleri nasıl çalışıyor?

Benzininiz tam bitmek üzereyken, ikiye ayrılmış yoldaysanız, ve karşı taraftaki benzin istasyonuna gitmek için neden en az 20 km. daha araba kullanmanız gerekiyor? Çok mu zor, ufacık bir ara açmak, hemen oracıkta benzinliğe uzanmak? Sonuçta, 'benzinler bitsin' diye değil mi tüm bu sistem?

Sonra düşünüyorum, Fatih Sultan Mehmet köprüsünün çıkışı da normal bir caddeye açılmıyor mu? Bunu da aynı kişiler tasarlamıyor mu? Dünyanın neresinde var böyle bir sakillik? Bir de adına Atatürk Caddesi demezler mi? Atatürk'ün ruhuna yapılan ayıplardan bir başkası...

Arabada herkes sinir içinde üzüntümüzün üstüne bir de asap bozukluğu eklenmiş vaziyette.

Üç buçuk saat sora taziyedeyiz. Halimiz ise tam taziyelik!

HAMİŞ: SEVGİLİ MESUT; HER NEREDEYSEN; MEKANIN CENNET OLSUN! SENİ HİÇ UNUTMAYACAĞIZ!


1 yorum:

  1. SEVGİLİ CEREN,
    ACILAR, HÜZÜNLER, TRAFİK HER ŞEY BİRBİRİNE KARIŞIYOR...
    İSTANBUL'UN BÜYÜSÜ BU GALİBA...!
    GÜLMEK, AĞLAMAK, KIZMAK HER ŞEY İÇ,İÇE...
    YORULMAK, YORULMAK, YORULMAK...
    BELKİDE İSTANBUL'UN BİR HEDİYESİ BU...
    İSTANBUL'DA YORULMAK BİLE BİR FELSEFE İŞİ...

    YanıtlaSil