
Hiç birşey anlamıyorum!
Güneşli bir soğuğun içindeyiz. Etrafımda, geceymiş de yıldızlar varmış gibi, düşüncelerim kayıp anında yok oluyor! Tutmak imkansız, hatırlamak mümkün değil.
Ufak ufak hatırlamaya başlıyorum. Başlangıcı-bizi! Ne bu kadar yorgunduk, ne de meraksız.
Oturduğum koltuktan doğruluyorum, ayaklarım bedenimden uyumsuz, sana yaklaşıyorum. Yüzün solmuş, gözlerin aynı! Gözlerinle sarmalıyorsun beni. Gitme istiyorum, otur yanımda. Bir banka ilişmiştik, koca ağaçlı bir hastanenin boş bahçesinde. O kadar boştu ki içimiz. Sen anlamıştın gideceğini, ben ise, direniriz sanmıştım.
Bir güven bulutu, sıcacık günde ılık meltemli bir liman ellerimiz. Sana bakıyorum. Beynim kalbimden bağımsız, gülümsüyorsun bana.
Gözlerim diyor ki" Hadi Teyze; HADİ!"
Ben de kendime bunu söyleyip duruyorum kaç gündür.
"Hadi kızım. HADİ"
"Hadi kızım,ellerini yıka" Teyzemin sıcacık sesi bu. Zonguldak'tayım. Rüya şehir. Heryerin, herşeyin tepelerde olduğu masal şehir. Teyzemin evi, çarşıdan 95 merdiven. Yorulmamak için zikzak çizerek tırmanmayı o zaman öğreniyorum.
"Hadi Ceren, ellerini yıka". Çok sıcak suyu sevmiyorum. Hassasım ben! İÇİM GİBİ DIŞIM DA HASSAS! Ve bu su çok sıcak. O zaman öğreniyorum ki; sıcak suda, fazla hareket etmezsem, az yakıyor beni. Ellerimi suyun altına sokuyorum, kıpırdatmadan, kırmızıdan mora dönmesini izliyorum. Gazoz kapağı gömülmüş yeşil sabun yüzeyini, mıknatıslı bölümünden ayırıp hızlı olmamak kaydıyla, avuçlarımın içinde ovalıyorum. Herşey sıcak bu kentte!
"Misafirlikteyiz" Teyzemin "ahbapları".O kadar çok seviyorlar ki beni, tiksiniyorum öpülmekten! Tükürük kokuyor yanaklarım. O zaman öğreniyorum ki, farklı bir koku yeteneğim var! Herşeyin kokularını ayırt edebiliyorum ve bu bana hiç haz vermiyor. Çünkü herkes kötü kokuyor bu şehirde. Teyzemin dışında, onun kokusu bir başka! Çiçekle meyve arası!
Ellerimi yıkayıp, "oturma odasına" geliyorum. Önüme konulan tabakta tuzlularla tatlılar ayrı olsun istiyorum, tatları karışmasın birbirine... Etrafıma bakıyorum. Tüm teyzeler sohbette.
"KRİSTALLİ ODA" burası. Heryer kristallerle dolu. Sehpaların üstü, çay bardakları. Şekerlik, vazo. Adına sonradan"kesme"denildiğini öğrendiğim kristaller var Zonguldak'taki herkesin evinde. Arkadaş hiç yok bu gün bana. Ama sıkıldığımı hiç kimse bilmiyor, O zaman öğreniyorum ki; şartlar ne olursa olsun, oyalanacak birşeyler bulabiliyorum. Örneğin "renk oyunu"oynuyorum. Kristal şekerliğe gözümü dayıyorum, hele de güneş, dantel perdelerin arasından sızıp gelmiş ve benimle buluşmussa eğer; bir anda gökkuşağı, yedi renk! O zaman öğreniyorum, her sıkıcı olayda farklı tonlar bulabilmeyi....
Çaylar içiliyor, kahve sonrası fallar bakılıyor. Herkesin eltisi sorun! Çocukların durumları, kuş gibi kısmetler, tez zamanda alınacak haberler, yüreklerin kabarması, deve yüküyle gelen paralar, 4 vakte kadar yuvarlak halkalar, bunların karşısında hislenen kadınlar arasında sıkıntıdan patlıyorum. Teyzem hep bana kalsın istiyorum.
O kadar sıcak ki Zonguldak, deniz tek mutluluğum.Ama "ahbap günlerinde deniz yok, deniz klübü yok, klüpten içeri girer girmez burnuma yapışan nefis tost kokusu yok! Nedense bu gün teyzemin kızı "Ayşablam'da"yok.
Benden 6 yaş büyük idolüm, iki gamzesi,upuzun düz saçları ve kalkık burnuyla, dünyalar güzeli ablam, ayşablam bu gün bizimle gelmemiş. Neden bilmiyorum, evde kalmış. Nasıl hayranım O'na. Tek hayalim ona benzemek. Hiç benzemiyoruz ama. Benim yüzüm çilli. O zaman bunu hiç sevmiyorum. Hep gülümsüyor bana Ayşablam. Teyzem-Annem-Ben- Ayşablam! Hayatım BİZden ibaret.
Çok susuyorum. Soğuk su içmek istiyorum ama vermeyeceklerinden eminim. Teyzemin evi olsa, dolaptan bana su verir. Ama misafirlikte "çocuklar soğuk su içmez" deyip, kestirip atıyorlar her keresinde.
O zaman öğreniyorum, bir lokma diş macununu yutarsam, içtiğim ılık suyun "buzzz gibi" hissettirdiğini. Yavaşça tuvalete sıvışıyorum önce.
"Hadi kızım, Hadi Ceren" Teyzemin sihirli sesi bu. Gidiyoruz!!! Yaşasın.
Sokaklar, merdivenler tırmanıyoruz, yemyeşil sahil şehrinde. Rüzgar yalıyor çilli suratımı! Çok seviyorum ben burayı. Daha sıkı tutuyorum teyzemin elini.
Sonunda çiçekli eve varıyoruz.
Kapıyı Zonguldak Prensesi, Ayşabla açıyor, odasındaki pespembe perdeler güneşe sıkı sıkı kapalı, öyle bir loş pancar kırmızı renk bırakıyor ki önünde, kapı açılınca, pembelik dolanıyor evin herköşesinde. Teyp açık bir kadın, biraz komikçe; avaz avaz şarkı söylüyor:
"Efkârım birikti,sığmaz içime; Bin sitem etsem de azdır kadere; Gülmeyi unutan yaşlı gözlere, Mutluluktan haber ver, dilek taşı"
Teyzem mutfağa dalıyor, biz de Ayşablam'la, aşkı bilmeden daha, aşk hayallerine....
O zaman öğreniyorum, aşk insanın kendi yarattığı pespembe bir hâyâl!
Ne zamandır kendime "Haydi" diyorum "Hadi Ceren"....
Baş ucumda, ne teyzemin ılık sesi var artık ne de ayşablamın gölgesi.
Zonguldak, "gerçek masal şehri" benim için. Hiç gitmediğim, kokularını beynimde kaybettiğim.
Küpe çiçekleri ama buruyor her keresinde içimi.
Pembe uçlarıyla, ayşablamın odasının rengi birbirine karışıyor.
O zaman anlıyorum, anıları yitirmek acıtıyor insanı.
Geriye dönüp, sadece geriye kalan üç beş parça görüntüyü biriktirmeye çalışmak!
Bugünün gerçekliğinde, insanın nasıl sevgisini içine gömmeyi öğrendiğini anlıyorum.
Cennettekileri özleyip, yaşayanlarla ise görüşmemeye yavaş yavaş alışıyor insan.
Yine de ama, her yeni kişide eskileri aramayı bırakmıyor ki yürek.
Her akşam üstü, göğe değen kızıllık, şarkıları saplayıveriyor ayrılığa.
Her ulu ağaçın dallarının gölgesi hüzün dolu!
9 yaşındaki Ceren "Hadi"diyor işte o zaman bana; "sakın sıkılma, tüm renkler senin, yeter ki güneşle buluş! HADİ!!!!"

cerenimmm canımmm...
YanıtlaSilyine çok güzel yazmışsın. nasıl gittim küçüklüğüme anlatamam sana.
o güzel insanı tanıma şansım olduğu için de cok
mutluyum. Teyzeciğinin ruhu şad olsun.
HADİ CEREN!!
gölgesinde sadece kuşları barındıran çınar olabilmek dileğim..kimse gölgemde kalmasın.. sadece belli bir süre minik yürekler, bağımlı olmadan ama hep hatırlayarak misafirlikleri dursunlar dallarımda, gücüm yetene kadar..
YanıtlaSilgücün yeter, hadi Ceren.. :)) yazıların lıkır lıkır içilen bi bardak soğuk su gibi.. bazen de bira..